28 Aralık 2014 Pazar

Yeni yılda hem her şeyden haberiniz olsun hem de moda ve yeni keşifler sizden sorulsun!

Haberleri takip etmek için kullanılabilecek en iyi uygulama Hürriyet E-gazete olsa gerek. Hem basılı gazete okuma keyfini yaşarken, hem de güncel haberlere ulaşabilme imkanı sunuyor. Uygulamanın son güncellemeleri ile de; hava durumuna, burcuma, finans haberlerine ve sinema rehberine ulaşabiliyorum. Hürriyet E-Gazete'nin en güzel yanı da (sona sakladım) bir sonraki günün haberlerini 00:00'da alınıyor olması. 

Şimdi de sizi Hürriyet E-gazete'nin yılbaşı paketi ile tanıştırmak istiyorum. Bu pakette Hürriyet E-Gazete'nin yanı sıra, Elle ve Atlas dergilerinin dijital kopyası var :) 

Haberleri ve gündemi hem gazete okuma keyfini yaşayarak takip etmek isteyenler, hem de ben gazetemi okurken bir yandan da falıma da bakarım, filmlerden de haberim olur diyenler yılbaşı paketini kaçırmasın derim! Hem de kısa bir süre için sunulan bu paketi alıp, gazete keyfini sürerken modayı Elle ile takip de edebilir, Atlas okuyarak da farklı keşifler yaşayabilirsiniz. 

Yeni yılda sevdiklerine sevdiğin şeyleri hediye etmek de adettendir. Siz de arkadaşlarınıza ve gazetesiz olmaz diyen aile üyelerinize 6 aylık veya 1 yıllık versiyonları olan Hürriyet E-Gazete paketlerinden birini hediye edebilirsiniz. Her gün kullandıkça sizi hatırlasınlar:)

Daha ayrıntılı bilgi almak için sitelerini ziyaret edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Aralık 2014 Pazartesi

Güz Okuma Şenliği Son Rapor


 
Şenlik tamamlandı, tam istediğim performansı gösteremesem de toplamda 20 kitap okudum :)
1.Kategori (10 puan) : İsminde sonbahar mevsimini çağrıştıran kitap.
Rüzgar Ne Diyor? –Suzanna Tamaro – Can Yayınları - 123 sayfa
2. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Bazuka – Murat Uyurkulak – Metis – 92 sayfa
3. Kategori (10 puan) : Deneme- İnceleme- Gezi – Anı kitabı
Fenerbahçe Seyahatnamesi – Alp Eralp – Yitik Ülke Yayınları – 160 sayfa
5. Kategori (10 puan): Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.
Kabil – Jose Saramago – Kırmızı Kedi – 146 sayfa
7. Kategori (10 puan) : Türk yazardan öykü kitabı
Mahallenin Kısmeti – Aziz Neswin – Nesin Vakfı Yayınları – 193 sayfa
9. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Otomatik Portakal – Anthony Burgess – 168 sayfa
10. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
Stefan Zweig- Satranç – Can Yayınları – 71 sayfa
11. Kategori (10 puan ): Atatürk hakkında bir kitap
Latife- Fikriye / İki Aşk Arasında Atatürk – İsmet Bozdağ – Truva Yayınları – 223 sayfa
12. Kategori (10 puan): Hayatının herhangi bir döneminde öğretmenlik yapmış bir yazardan bir kitap.
Yolpalas Cinayeti – Halide Edip Adıvar – Can Yayınları – 81 sayfa
13. Kategori (10 puan): Türkiye'de herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.
Devlet Ana – Kemal Tahir – İthaki – 650 sayfa
15. Kategori (10 puan):Artık aramızda olmayan bir yazardan bir kitap.
Suçluyorum – Emile Zola – Can Yayınları – 50 sayfa
16. Polisiye – Gerilim – Korku
İstanbul Hatırası – Ahmet Ümit- Everest- 561 sayfa
17. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Vişne Çürüğü – Aylin Acar – Potkal Kitap – 128 sayfa
19. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): İsminde bir şehir/ülke adı geçen bir kitap ve buna ek olarak o şehrin yer aldığı ülke edebiyatından bir kitap.
İstanbul Kırmızısı / Ferzan Özpetek / Can Yayınları / 139 sayfa
Gazel – Nihal Yeğinobalı – Can Yayınları – 289 sayfa
21.Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Fi – Akilah – Destek yayınları – 598 sayfa
Tesirsiz Parçalar – Ali Lidar – Müptela Yayınları – 230 sayfa
22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap.
Son Aşk Çiçeği- Ali Ünal – Yitik Ülke – 128
Tutulma; Aşkın Patolojisi – Nevbahar Atabay- Yitik Ülke – 111
Bir Rüyaydı Seninle Aşk – Justin Kramon – Sonsuz Kitap – 438 sayfa
Toplam 20 kitap + iki kategori tamamladığım için ekstra puanlar ve 4579 sayfadan dolayı 44 puan da eklenince puanım 305 puan ile okuma şenliğini tamamlamış oldum.

Fi - Akilah Azra Kohen




Bu kitapla ilgili o kadar çok paylaşım görmüştüm ki, okunacaklarımın arasına hemen eklemiştim. Kitap Kardeşliği grubumu da Aralık ayı kitabı olarak bunu seçtiğinde hiç düşünmeden ben de varım dedim. Fi, genel anlamda güzel ama bir o kadar da dağınık bir kitap. Bir psikoloğun yaşadıklarını anlatırken bir yandan da kişisel gelişim anektodlarını size aktarıyor. Sevdin mi derseniz, gönülden evet diyemeyeceğim ama şunu da atlamamak lazım ben kişisel gelişim okumayı seven birisi değilim. Kitabın devamı da var Çi isminde. Ben merak ettiğim için onu da okuyacağım ya da kitapta öğrendiğim gibi deneyimlemem gerektiğini düşünüyorum. Yine de altı yüz sayfalık ama akıcı bir kitap olduğunu ve çok başarılı bir tanıtıma sahip olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. bir de kitabın baş karakteri Can Manay’ın bazı tavırlarını Elli Ton serisindeki Christian Grey’e bir tek ben mi benzettim bilemiyorum?

Arka Kapaktan;

Fi, deneyimin içinde kaybolmak yerine korkmadan deneyime sahip olmanın yolculuğudur. İçinde bolca bulunan manipülasyon, seks, aldatma ve aldanma hikâyeleri belki herkesin dikkatini çekebilir ama gerçeklerden yola çıkılarak ulaşılmak istenen yerde sadece farkındalık vardır.

Fi güzelliğin lanetlendiği, zekânın yağmalandığı, iyinin kurban edildiği ve kasaba kurnazlığıyla yönetilen bu gezegende, içine doğduğumuz bu kutsal hayatı kutlamak için yazılmıştır. Kendi potansiyelini keşfetme cesareti gösterebilmiş gerçek kişilere, çatlama cesareti gösterebilmiş tohumlara adanmıştır.

Bir kişiye duyulan aşktan daha acımasız bir şey var mıdır?

19 Aralık 2014 Cuma

İstanbul Kırmızısı - Ferzan Özpetek


Yaz sezonunda alıp kenara koyduğum kitaplardan birisini okuma şenliği sayesinde okuma fırsatı buldum. Açıkçası şenliğin en sevdiğim kısımlarından birisi de bu.
Öncelikle kitabın bir yönetmenin gözünden yazıldığı çok belliydi, her sahne insanın gözünde canlanıyordu, ayrıca filminin çekilmesi de hoş olabilir diye düşünüyorum. Çok samimi bir kitap olduğunu söylemek istiyorum, duygu ve düşünceler sade bir dille anlatılmış ki bu sayede kitabı bir çırpıda okuyuveriyorsunuz. Gezi olaylarından da bahseden bu kitap olaylara herhangi bir bakış açısı katmadan aktarıyor, bir aşkın etrafında dönen olaylarmış gibi, herhangi bir politik fikir sunmadan. Son dönemde o kadar çok politika, siyasetin içine düştük ki yazarın bize aşkı hatırlatmak istediğini sezdim. Kitabın sade dille yazılmasının yanında içinde çok güzel cümleler de bulunmaktaydı.
Altı çizili cümleler;
 “ucurtma ucurmayi bilmeyen bir erkek, bir kadini mutlu edemez”
Arka Kapaktan;
Ferzan Özpetek, doğup büyüdüğü şehir olan İstanbul'u yıllardır uzaktan gözlemliyor. Bu sevginin ve hüznün romanı olan İstanbul Kırmızısı, sanatçının sinema eğitimi için İtalya'ya gidişine kadarki İstanbul yaşantısından izler taşıyor. Mesafelerle ölçülebilen uzaklığın kişiyi bir şehre ait olmaktan alıkoyamayacağını, önemli olanın şehirde yaşamak değil, şehri yaşatmak olduğunu gösteriyor.
Filmleriyle tüm dünyada adından söz ettiren Ferzan Özpetek, romancılıkta da bir o kadar iddialı.

15 Aralık 2014 Pazartesi

Kontrbas - Patrick Süskind


Yazarın daha önce "Koku" isimli kitabını okumuş ve sonrasında da filmini izleyerek hayran olmuştum. Bu sefer çok daha ince bir kitabı ile hem de bir tiyatro oyununu okudum. Kontrbas çalan bir adamın seyirci ile konuşmasını, duygu ve düşüncelerini anlattığı bu kitap sizi şaşırtacak. İlk başta kendini ve sanatını yere göğe sığdıramayan kontrbas sanatçısının aslında içinde neler hissettiğini ve sonlara doğru kontrbastan ne kadar nefret ettiğini özetle bu duygu değişimini büyük keyifle okuyacaksınız. Ayrıca Süskind’in esas mesleği ne bilmiyorum ancak müzik bilgisine ve tasvirlerine bayıldım.

Altını çizdiklerim;

“İyi olan ne varsa ölüyor, çünkü zamanın akışı iyinin karşısında” S- 17

“Çünkü müzik insani bir şeydir. Politikanın, dünyada olup bitenin ötesinde bir şey. Bütün insanlığa özgü bir şey, diyebilirim, insan ruhunu ve, insan beynini oluşturan bir temel unsur. Ve müzik her zaman olacaktır.” S- 36

 Arka Kapaktan;

Koku adlı romanı çoktan kült bir eser haline gelen Patrick Süskind, bu defa notaların dünyasına girmiş: Bir kontrbasçının öyküsünü, ses tonu giderek yükselen bir monolog biçiminde anlatıyor.

Kontrbas, cüssesiyle doğru orantılı olarak, müzisyenin evinde ve yaşamında büyük bir yer işgal ediyor. Kontrbas, müzisyenimizin hem dostu hem düşmanı; ondan kopamıyor ama onunla da olmuyor. Bu iri, hantal aletin altında eziliyor adeta. Önceleri, kontrbassız bir orkestranın düşünülemeyeceğini belirterek onu yüceltirken, monolog ilerledikçe, kontrbasa duyduğu nefret açığa çıkıyor. Ona göre bu enstrüman hep arka planda kalmaya mahkûm, bu nedenle çalanı da arka planda bırakıyor.

Süskind'in, sanatsal yaratıcılık ile memuriyet kalıpları arasındaki çelişki, hayatı cehenneme çeviren “ne onunla ne onsuz” sevgililer gibi konuları incelikle işlediği Kontrbas, ironik, sürükleyici bir kitap.

8 Aralık 2014 Pazartesi

Fenerbahçe Seyahatnamesi - Alp Eralp


Futbola ilgisi olmayan bir Fenerbahçeli olduğumu belirtmek isterim. Bu kitap Yitik Ülke Yayınevi’nden bana hediye olarak gelen kitaplardandı. İlk başta futboldan çok anlamadığım ve keyif almadığım için okurken sıkılacağımı düşünmüştüm. Ama Alp Eralp’in mizahi kalemi bana tam tersini yaşattı.
Alp Eralp kendi anılarını derlediği bu kitapta bir sezondaki tüm Fenerbahçe maçlarına gitmiş ve bizlere hepsi ile ilgili küçük anekdotlar anlatmakta. Gittiği şehirlerdeki yemeklerden, bilet bulamamasına kadar her türlü detaya sahip olan bu kitap özellikle futboldan benden daha çok anlayan ki sanırım bu “herkes” demek olabilir, okuyuculara büyük keyif verecektir. Bu kitap sadece Fenerbahçeliler için değil futboldan keyif alan herkese göre. Keyifli okumalar...
Arka Kapaktan;
Fenerbahçe'nin peşinde 34 maçın 34'üne de giden Alp Eralp tüm Fenerbahçeliler için muhteşem bir kitap hazırladı. Şampiyonluğa giden yolda "Fenerbahçe Seyahatnamesi"ni, yaşananları, bu değerli anıları heyecanla okuyacak ve unutamayacaksınız!
Bir sezonda 34 maçın 34'üne gidilebilir mi? Evet, çok zor. Deplasmanı var, karı kışı var, kendi iş ve aile hayatınıza bağlı yoğunluk var, hastalık var sağlık var, deplasman yasakları var, bir de verilen cezalar sonucu sadece kadın ve çocuklara açık maçlar var. Alp Eralp Fenerbahçe'nin peşinde, muhteşem bir sezonuna şahitlik ederek birçok şehirde 34 maça gidiyor.
Sahanın dışında yaşananları, Türkiye'nin farklı coğrafyasında gezip gördüğü yerleri, tatmaya doyamadığı lezzetleri ve 30 yıldır gittiği maçlarda biriktirdiği anıları, dostlukları ve son dakikada gelen gollerin tarifsiz heyecanını anlatıyor.
Futbol asla o sezon yaşananlar değil, bir zaman tünelinde gezintidir. Alp Eralp'in gençliğinden, okul yıllarından, iş yaşamından, mahallesinden, İstanbul ve Anadolu'nun her yerindeki stadyumlardan arta kalan içi Fenerbahçe dolu hayat kırıntılarında keyifli bir yolculuk yapıyoruz.
34'te 34 yaparken satırlara düşen 30 senelik bir yol hikâyesi ve Fenerbahçe Seyahatnamesi!

1 Aralık 2014 Pazartesi

Semaver - Sait Faik Abasıyanık



Kitap Kardeşliği için sanırım ilk defa bir öykü kitabı seçildi. Sait faik abasıyanık’tan Semaver isimli kitabı okuyacağımızı öğrendiğimde hemen kitapçıma koştum. Özellikle kapağının eski kitap şeklinde olmasına bayıldım. Kitapta birbirinden bağımsız ve hüzünlü 19 adet öykü bulunmaktaydı. Hepsini ayrı ayrı sevdim ama en sevdiğim sanırım Kıskançlık isimli öykü idi. Genelde umutsuz durumları kaleme alan Sait Faik’in bu kitabına Haldun Taner’in de sonsözü eklenince daha da keyifli olmuş.
Biliyorsunuz ki Kitap Kardeşliği gurubumuz her ay Instagram’da paylaşılan bir fotoğrafı ayın fotosu seçiyor ve bir sonraki ay okunacak kitabı kazanan arkadaşımıza hediye ediyorlar. Bu ayın ödülünü yukarıda gördüğünüz gibi, en yaratıcı fotoğrafımla ben kazandım :)
Oylamada adımı veren bütün kardeşlerime teşekkür ediyorum..
Altını çizdiklerim;
“Kanunlardan kaçamak noktaları çıkarmak yalnız avukatların değil, her vatandaşın hakkıdır.” S- 65
“Soğan ekmek yalnız şehirli midesine değil köylü midesine de dokunabilir ve dokunmaktadır.” S- 72
“Sevmekten korkuyorum. Başka arzular, ihtiraslarla atıldığım yolda beni avare ve çırılçıplak, başı her manada boş bırakacak yalnız bir şey olduğunu biliyorum ve ondan karanlıktan, riyadan, zulümden, hürriyetsizlikten korkar gibi ürküyorum.” S- 91
“Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir.” S- 111
Arka Kapaktan;
Sait Faik, Burgaz çalılıklarından çekti bir kızılcık dalı kopardı, kalem gibi yonttu, ucunu yaşama batırdı ve yazmaya koyuldu.
Türk hikâyeciliği Ömer Seyfettin'den sonra Memduh Şevket Esendal, Fahri Celalettin gibi ustaların sürdürdüğü bir türdü. Sabahattin Ali, Refik Halit'in memleket hikâyeciliğine diyalektik bir görüş katmış ve bu yeniliği ile 1940'ların tek ismi olmuştu. Sait Faik ise onların yapmadığı bir şeyi yaptı. Bir konuyu değil l, yaşamın bir parçasını işliyordu. Bir tez savunmuyor, bir yaşantıyı yansıtıyordu. İnsan sevgisi dolu, doğa sevgisi dolu bir yüreği vardı. Neye baksa bu sevgi ile ısınıyor, ışıklanıyordu. Biz ancak o el attıktan sonradır ki, en önemsiz görünen insanların ve şeylerin zevkine eriştik."
Haldun Taner, Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil, 1983.

24 Kasım 2014 Pazartesi

Güz Okuma Şenliği


gelelim ikinci ayın sonunda durumumuza :)
1.Kategori (10 puan) : İsminde sonbahar mevsimini çağrıştıran kitap.
Rüzgar Ne Diyor? –Suzanna Tamaro – Can Yayınları - 123 sayfa
2. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Bazuka – Murat Uyurkulak – Metis – 92 sayfa
3. Kategori (10 puan) : Deneme- İnceleme- Gezi – Anı kitabı
Fenerbahçe Seyahatnamesi – Alp Eralp – Yitik Ülke Yayınları – 160 sayfa
5. Kategori (10 puan): Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.
Kabil – Jose Saramago – Kırmızı Kedi – 146 sayfa
7. Kategori (10 puan) : Türk yazardan öykü kitabı
Mahallenin Kısmeti – Aziz Nesin – Nesin Vakfı Yayınları – 193 sayfa
9. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Otomatik Portakal – Anthony Burgess – 168 sayfa
10. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
Stefan Zweig- Satranç – Can Yayınları – 71 sayfa
11. Kategori (10 puan ): Atatürk hakkında bir kitap
Latife- Fikriye / İki Aşk Arasında Atatürk – İsmet Bozdağ – Truva Yayınları – 223 sayfa
12. Kategori (10 puan): Hayatının herhangi bir döneminde öğretmenlik yapmış bir yazardan bir kitap.
Yolpalas Cinayeti – Halide Edip Adıvar – Can Yayınları – 81 sayfa
13. Kategori (10 puan): Türkiye'de herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.
Devlet Ana – Kemal Tahir – İthaki – 650 sayfa
15. Kategori (10 puan):Artık aramızda olmayan bir yazardan bir kitap.
Suçluyorum – Emile Zola – Can Yayınları – 50 sayfa
17. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Vişne Çürüğü – Aylin Acar – Potkal Kitap – 128 sayfa
19. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): İsminde bir şehir/ülke adı geçen bir kitap ve buna ek olarak o şehrin yer aldığı ülke edebiyatından bir kitap.
İstanbul Kırmızısı / Ferzan Özpetek / Can Yayınları / 139 sayfa
Gazel – Nihal Yeğinobalı – Can Yayınları – 289 sayfa
22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap.
Son Aşk Çiçeği- Ali Ünal – Yitik Ülke – 128
Tutulma; Aşkın Patolojisi – Nevbahar Atabay- Yitik Ülke – 111
Bir Rüyaydı Seninle Aşk – Justin Kramon – Sonsuz Kitap – 438 sayfa
Toplam 17 kitap + iki kategori tamamladığım için ekstra puanlar ve 3182 sayfadan dolayı 31 puan da eklenince puanım 261 olmuş J

17 Kasım 2014 Pazartesi

33. İstanbul Kitap Fuarı - Tüyap






Araya başka organizasyonlar girince bu seneki kitap fuarına gitmekte biraz geç kaldım ve son günlerinde orada olduğum için inanılmaz bir kalabalığın içine düştüm. Bu durum hem çok güzel hem de gezmeyi zorlaştırmıştı. Fuarda güzel imza günlerinden birisine denk geldiğim için de şanslıydım. Yapı Kredi Yayınları’nda Füruzan ile tanışarak iki kitabını imzalattım daha sonrasında ise elbette bloggerların destekçisi Yitik Ülke Yayınları ve On8 Kitap yayınevine uğramayı ve yazarlarla tanışmayı ihmal etmedim. Hepsine gösterdikleri güleryüz, sohbet ve ayıca hediye kitapları için teşekkür ederim. Özellikle Barış Çağrı Genç’in yeni çıkan kitabını almak ve imzalatmak aklımdaydı. Daha önceki romanına bayılmıştım. Bu sefer bir öykü ile geri dönmüş kendisi. On8 Kitap’ın editörü ile güzel bir sohbetin ardından tabi ki hediye kitabımı almayı ihmal etmedim J
Yine de fuarlarda daha çok indirim ve kampanyaların olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü yaptığım listeye göre alamadığım kitaplar oldu, çünkü internet fiyatları daha uygundu. Fuardan aldığım kitaplar ise ekteki fotoğrafta.

 
 

 
 

13 Kasım 2014 Perşembe

Vişne Çürüğü - Aylin Acar



Bazı kitapların yazarların ilk kitapları olduğuna inanmakta zorlanıyorum. Aylin Acar’ın ilk romanı Vişne Çürüğü ’de aynı şekilde. Hem eğlenceli, hem edebi, hem de içinde sosyal mesajlar bulunduran, farkındalık yaratmayı amaçlayan güzel bir aşk, tesadüf ve seyahat romanı Vişne Çürüğü.
Ana karakterinin hayata bakış açısına ve güçlü olmasına bayıldım, tam günümüz kadını portresini çizen ve bunu yaşayan Işık’ın etrafındaki diğer kişiler de hayatımızın her anında karşılaşabileceğimiz kadınlardan oluşmaktaydı. Bu sebeple kişileri hayalimde canlandırmakta zorlanmadım ve roman bana daha gerçek geldi. Aylin Acar’ı tebrik ediyor, kendisini bundan sonraki kitaplarında da takip edeceğimi bildiriyorum.
Altını çizdiklerim;
“Piyano bile tuşlarına dokunmadan ses çıkarmıyordu. İnsan da öyle değil miydi? Birisi gelip de tam yaraya dokunmazsa, yıllarca susabiliyordu.” S- 119
“İnsan gerçekten seviyorsa karşılık beklemiyordu belki ama anlaşılmayı bekliyordu.” S- 128
Arka Kapaktan;
Bir gözlük kılıfına anlam yüklemekle başlar bazı hikâyeler.
Önce sadece bir gözlük kılıfıdır. Fark etmezsin, zamanla üzerinde "o"nun parmak izlerinin olduğu bir karabasana dönüşür...
Uzun bir aradan sonra kesişen yollar... O yollar kesişmesin diye ertelenmiş tesadüfler...
"Önce arka planda bir ses duydu. Sonra kahkahalar… O kibirli gülüşü, nerde olsa tanırdı."
En ağır küfürlerden biridir yok sayılmak. Işık, beklemediği anda karşılaştığı Göksel'i yok sayarak geçmişine de sünger çektiğini düşünür ama geçmiş her zaman kaybolmaz.
Bazen telefonuna bir cevapsız çağrı düşer. Aklından bir sürü, ama kalbinden tek bir isim geçer.
İnsan sadece tek bir hayat yaşamaz. Tanık olduğu ya da olmak zorunda kaldığı hikâyeleri de ekleyince hayatına, çoğalarak eksilebilir.
Aşkın ve tutkunun rengi olan kırmızı, vişne çürüğüne dönüştüğünde; hayaller de hayal kırıklığına dönüşür...

10 Kasım 2014 Pazartesi

Yolpalas Cinayeti - Halide Edip Adıvar


Yine klasiklerden bir kitap Yolpalas Cinayeti.. Küçük bir kızın çocukluğunda yaşadığı travmaların neticesinde büyüdüğünde bir adamın öldürmesi ile başlayan, içinde zengin fakir ayrımının, sınıf farkının detaylıca hissedildiği bir roman. Davanın görüldüğü mahkeme salonunda geriye dönüşlerle süslü bir roman olan Yolpalas Cinayeti okuduğum sürükleyici romanlardan birisidir.

İnce detaylara güzel yer verilmiş olan bu incecik kitabı okuduğunuzda çok seveceğinizi düşünüyorum.

Altını çizdiklerim;

“Belki de insanlar birbirlerine kanla, sınıfla değil, inandıkları şeyde iştirakle bağlanıyorlar. “ S- n45

Halide Edib Adıvar'ın 1936 yılında Paris'te kaleme aldığı bir cinayet romanı, Yolpalas Cinayeti. Bu kısa roman, Adıvar'ın güçlü anlatımını göstermesi bakımından son derece değerli. Kitap, 1900'lerin başında Şişli'de bir konakta işlenen bir cinayetin görüldüğü dava ile başlıyor ve o yılların İstanbul'una dair gözlemler eşliğinde anlatılıyor. Dönemin İstanbul'unu, kentte yaşayan aydınların Türkiye'ye ve Avrupa'ya bakışlarını, yeni yeni bilincine varılan sınıf çatışmalarını gözler önüne seriyor.

“Duygusallıkla yaklaştığımız romanlar vardır; Yolpalas Cinayeti benim için onlardan biri. Halide Edib Adıvar'ın en güçlü eserlerinden mi? Sinekli Bakkal kadar ünlü, Kalb Ağrısı kadar ince ve duyarlı, Handan kadar çarpıcı mı? Bunları bilemem. Ama Yolpalas Cinayeti'nin derin etkisi altında kaldığımı, yıllar yılı ondan izdüşümlerle yaşadığımı mutlaka söylemeliyim.” -Selim İleri

3 Kasım 2014 Pazartesi

Bazuka - Murat Uyurkulak



Okuduğum ikinci Murat Uyurkulak kitabı Bazuka. Daha önce Har’ı okumuş ve çok beğenmiştim, bu sefer öykülerinden oluşan kitabı Bazuka’yı denemek istedim. Kitapta birbirinden keyifli dokuz öykü var ve hepsi çok ama çok güzel. Her hikâyede başka bir aşkın, yalnızlığın içine giriyorsunuz. Kitabı yaklaşık 1,5 saatte elimden bırakamadan bitirdim. Özetle bittiği için üzüldüğüm kitaplardan birisi oldu.
Arka Kapaktan;
İnsan çocukken bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. Çocuklukla yaşlılık arasındaki o dönem araf misali; kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, kesif mutsuzluklarla yazılan bir mezar taşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. Yetişkinler zombilere benziyor..."
2002'de yayımladığımız ilk romanı Tol, Bir İntikam Roman’ının ardından, 2006'da Har, Bir Kıyamet Romanı gelmişti. Murat Uyurkulak bu kez hikâyeleri ile okur karşısına çıkıyor: Tutkular Kitaplığı; Kurtuluş On İki; Kuş Yuvası; Pembe; Aşk, Yalnızlık ve Bazuka; Şarap; Derviş; Kırmızı ve Gülsüm.

28 Ekim 2014 Salı

Devlet Ana - Kemal Tahir



Bu ay beyazkitaplık’ın seçimi ile kitap kardeşliği okuma grubumuzda seçtiğimiz kitap Devlet Ana idi. Aynı zamanda benim de okuduğum ilk Kemal Tahir kitabıydı. Açık konuşmak gerekirse araya giren tatiller nedeni ile istediğim kadar odaklanamadığım ancak genel anlamda beğendiğim bir kitap oldu. Roman Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarını anlatıyordu, dili sade ve anlaşılabilirdi. Kitapta her ne kadar kadınlar aciz gibi gösterilse de ana karakter BacıBey’in de bir kadın olarak gücü yadsınamaz şekilde yansıtılmaktaydı. Türk Dil Kurumu’ndan ödül alan bu kitabı Osmanlı Devleti’ne meraklı olan okuyucular mutlaka okumalı diye düşünüyorum. Roman olarak sürükleyici bir kitap, altı yüz küsur sayfa olması gözünüzü korkutmasın.
Arka Kapaktan;
'Devlet Ana', Osmanlı kurulmadan önceki Anadolu'nun görünümünü ve Anadolu insanının özlemlerini anlatırken, onların güçlü, güvenli, adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı da açığa çıkarmaktadır. Kemal Tahir'in en önemli romanı olarak gösterilen 'Devlet Ana', onun düşünce yapısını da en iyi yansıtan eserlerinden biri sayılmaktadır.
"Kemal Tahir, tarihi ve toplumu hakkındaki orijinal ve sağlam görüşlerinden hareket ettiği için hem 'mahalli ağızları', hem Türkçe'nin küçümsenmiş ve unutulmuş nesir dilini hem de yeni imkânlarını kaynaştırarak ve aşarak kullanabilirmiştir. Eserlerindeki eşsiz dil ve üslup güzelliğinin kaynağı bu davranıştadır. Daha önceki romanlarında da görülen bu özellik 'Devlet Ana'da en yüce noktasına erişmiştir. Türkçe'nin unutulmuş olan dehası bütün boyutları, zenginliği ve haslığıyla ilk olarak Kemal Tahir'in eserlerinde kendini göstermektedir."
- Selahattin Hilav-

24 Ekim 2014 Cuma

Güz Okuma Şenliği 2014


En başında da söylediğim gibi okuma şenliğine katılmakta ilk amacım kenarda bekleyen kitaplarımı değerlendirmek, okuma sıralarını çabuklaştırmaktı. İlk ayın sonunda durum raporu şu şekilde...
Okuduğum kitapların bazıları hakkındaki yorumlarımı paylaşmıştım, diğer kitaplar hakkındaki yorumları da önümüzdeki günlerde paylaşacağım. Daha önümde okunacak bir sürü kitap var..
2. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Bazuka – Murat Uyurkulak – Metis – 92 sayfa
5. Kategori (10 puan): Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.
Kabil – Jose Saramago – Kırmızı Kedi – 146 sayfa
9. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Otomatik Portakal – Anthony Burgess – 168 sayfa
10. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
12. Kategori (10 puan): Hayatının herhangi bir döneminde öğretmenlik yapmış bir yazardan bir kitap.
Yolpalas Cinayeti – Halide Edip Adıvar – Can Yayınları – 81 sayfa
13. Kategori (10 puan): Türkiye'de herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.
Devlet Ana – Kemal Tahir – İthaki – 650 sayfa
15. Kategori (10 puan):Artık aramızda olmayan bir yazardan bir kitap.
17. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Vişne Çürüğü – Aylin Acar – Potkal Kitap – 128 sayfa
19. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): İsminde bir şehir/ülke adı geçen bir kitap ve buna ek olarak o şehrin yer aldığı ülke edebiyatından bir kitap.
İstanbul Kırmızısı / Ferzan Özpetek / Can Yayınları / 139 sayfa
22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap.
Son Aşk Çiçeği- Ali Ünal – Yitik Ülke – 128
 
Toplam 11 kitap = 110 puan ve 1764 sayfa ile ilk ayı tamamladım. sayfa sayısı puanı olarak 17 eklendiğinde ise toplam: 127 puan almış oluyorum.

23 Ekim 2014 Perşembe

20. Yüzyılın En Önemli Sanatçılarından Marcel Broodthaers'ın Sergisi Akbank Sanat'ta!

Belçikalı şair, heykeltraş, film yapımcısı ve sanatçı Marcel Broodthaers’ın işlerinin sergilendiği  Sözcükler, Nesneler, Kavramlar sergisi Akbank Sanat’ta açıldı. 

20.yüzyılın en önemli sanatçılarından olan Broodthaers, 40 yaşına kadar sadece şiir ile ilgilenmiştir, satmayan  Pense-Bête şiir kitabının 50 kopyasını alçıyla kaplayarak okunamaz hale getirmiş ve kitabıyla aynı adı taşıyan Pense-Bête (Anımsatıcı) başlıklı ilk sanatsal eserini üretmiştir. Aynı sene, 1964’te; ilk sergisinin kataloğuna şöyle yazmıştır:  “Ben de bir şeyler satıp hayatta başarılı olamaz mıyım, diye düşündüm. Ne vakittir işe yarar, beş para eder bir tek şey yapmamıştım. 40 yaşına gelmiştim ... Ve nihayet aklıma, sahte, samimiyetten uzak bir şey icat etme fikri geldi; hemen işe koyuldum. Üç ay sonra, ortaya çıkan ürünü Galerie St Laurent’in sahibi Philippe Edouard Toussaint’e gösterdim. “İyi de, bu sanat” dedi Toussaint, “ve onu seve seve sergilerim”. “Anlaştık” dedim. Satılan bir eser olursa, Toussaint paranın %30’unu alacaktı. Öyle anlaşılıyor ki bu, standart anlaşma şartlarından biri; %75 alan galeriler bile var. Peki eser nedir, diye sorarsanız: Aslına bakılırsa, nesneler.” 

Marcel Broodthaers’ın  ilk sanat objesi Pense-Bête (Anımsatıcı)’i Akbank Sanat’ta görmeniz mümkün. Kavramsal sanatın en önemli isimlerinden olan Broodthaers, eserlerinde; yazılı dil kullanımı ve kelime oyunlarına sıklıkla yer vermiştir. Belçikalı sanatçı René Magritte ve Fransız şair Stéphane Mallarmé etkisi eserlerinde açıkça hissedilmektedir. 

Belçika’nın popüler bir yemeği olan midyeler, yumurta kabukları, süt şişeleri gibi gündelik objelere yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. 289 yumurtadan oluşan 289 Oeufs, 20x13=260, 2x14=28, +1=1, = 289 Oeufs.

Müze, eser, sanatçı ve seyircisi arasındaki ilişkiyi irdeleyen birçok eser vermiş ve bu ilişkiyi derinlemesine sorgulamıştır. 1968 senesinde Brüksel’de kendi evinde, kavramsal bir müze olan Musée d'Art Moderne, Départment des Aigles (Modern Sanat Müzesi, Kartallar Bölümü)’i kurmuş, davetiyeler bastırıp açılış yapmıştır. Eser röprodüksiyonları, eser kutuları, kartpostallar, duvar yazılarının sergilendiği müzeye; 1968-1971 arasında farklı mekanlarda farklı bölümler de eklemiştir. Müzenin herhangi bir koleksiyonu yoktur, belirli bir lokasyonu yoktur.Eserleri, MOMA_New York, TATE Modern_Londra, Stedelijk Van Abbemuseum_ Eindhoven, Centre Pompidou _  Paris and MACBA_Barselona koleksiyonlarında yer almaktadır.

Sergi hakkında daha detaylı bilgi almak için www.akbanksanat.com sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Ekim 2014 Pazartesi

Satranç - Stefan Zweig


Bu kitabın fotoğrafını instagram uygulamasında paylaştığım anda gelen yorumlardan anladım ki bu öyküyü sevmeyen olmamış J ben de onlardan birisiyim, hem çok hızlı hem de çok heyecanla okudum. Açıkçası içinde Nazi olayları ile ilgili herhangi bir konu olacağını da bilmeden almıştım,  sadece bir satranç oyununun insanın hayatında ne kadar büyük bir yer kaplayabileceğini ve bir adamı delirmekten uzaklaştırıp hayata bağlamış olduğunu hayretle okudum.

Zweig’ın sürgündeyken yazdığı ve intiharından birkaç ay önce yazdığı bu öykü bir çeşit veda mektubuymuş. Bu gözle bakıldığında kitap çok daha etkili oluyor.

Kısa, kolay bir dille yazılmış bu kitabın etkisi büyük…

Arka Kapaktan;

Rastlantı sonucu eline geçirdiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.

Stefan Zweig'ın Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.

Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.